21 Mayıs 2012 Pazartesi

Çünkü Yakışıklıyım

Merhabalar.

Ulan cidden baya yazmamışım. O kadar koşuşturmalı zamanlar geçirdim ki buraya uğrayamadım. Okuyan da şimdi sanki insanlık için büyük bir buluşun peşindeymişim de yazamamışım sanacak amk.

Bu yandaki kızları tanıyanlar vardır elbet. Tanımayanlar için sağdaki benim diye ufak şakalı bir tanıtım yaparak, soldakinin en yakın arkadaşım, canım kardeşim Betül olduğunu belirtmek isterim. Ondan pek bahsetmemişim buralarda. Ama herhalde hayatımın %95ini falan kapsar. Geçtiğimiz haftalarda Pi'nin Hıdrellez etkinliğinde koşuşturup durduk kendisiyle. Burada yazamadım ama Twitter'da baya bu etkinlik ile alakalı yardırdım. Güzel satışlar yaptık. Pi'yi benimsedik. Zaten artık evimizden çok bulunduğumuz yer haline geldi. Bilet satışları, insanları eğlendirelim falan derken gecemiz gündüzümüz karıştı. Sabah eve gelip, 3-4 saat uyuyup tekrardan Pi'ye attık kendimizi. Arada vakit olunca da Cihangir'de kahve içmeyi unutmadık ama.

Çok koşuşturmalı ama inanılmaz eğlenceli zaman geçirdik 1 ay içinde. O kadar çok problemimiz vardı ki, yorgunluktan ne konuşabildik ne de o problemleri düşünebildik. Bu şekilde de işte iş hayatına adım atmış bulunduk. Çünkü şımarıklığı geçip, bağımsız olmaya karar verdik. Okulla alakalı, yaşantımızla alakalı çok karar aldık. Bunlar uğruna canımız da çıksa pes etmeyelim dedik. Etmedik de. Yorucu ama çok tatlı insanlarla, çok tatlı bir organizasyonda yer aldık. Devam da ediyoruz..

Park Orman etkinliğini atlattıktan sonra biraz kendimize zaman ayıralım dedik. Bu zaman içerisinde tabiki sevdiğimiz müzikler, sanatçılar olacaktı. Attık kendimizi Hayal'e. Sabahlara kadar en sevdiğimiz adamlarla, en sevdiğimiz dostlarla, müzisyenlerle, en güzel parçalarla eğlendik. Eve kolumuz, bacağımız tutmayacak halde dönüp uyumamız gereken yerde, yatakda salak salak hayaller kurduk. O hayalleri gerçekleştireceğimiz zamanı düşündük. Bir nevi aslında bu hayaller için temeli de attık. Keyifler yerinde!

Her günümüz Beyoğlu-Cihangir arası geçerken konser etkinliklerini kaçırdığımızı farkettim. En yakın konserin bizim tatlı okulun festivali olduğunu öğrenince biraz bozulsam da, gidelim dedim. Geçen sene de festival zamanı yazmıştım. Okulumuz "bi popçular gelsin, bi de rock severler" diye bir yörüngede döndüğünden geçen sene Demet Akalın-Teoman vardı. Bu sene de Duman-Murat Boz oldu. Geçen sene önce Demet Akalın çıktığı için mutluyduk alternatif sevenleri olarak. Çünkü hatun o sıra sahnedeyken biz festival alanını gezip, sarhoş olmakla meşguldük. Kafalarımız yeterli düzeye ulaştığında da Teoman çıktı sahneye. Biz de yardırdık. İşte Levent Özer ile tanışma hikayemin temeli de o gün atıldı. Bu sene kötü oldu. Çünkü geçen seneki arkadaş grubumdan çok kişiyle ayrı düşmüştük. Yine de bu senekiler de geçen seneyi aratmadı. Öncelikle hava inanılmaz yağmurluydu. Yağmur bitince çıkıp festival alanına gittik. Kapıda yağmur yardırdı. Biz gerizekalı kızlar ise; tayt, t-shirt ve babetten ibarettik. Hani duruma uygun satıcı abiler vardır ya her yerde. İşte onlar festival girişinde de vardılar. Hani metro çıkışı su satarlar, maç zamanı yazın dahi olsa atkı, bayrak satarlar, stadyum çıkışı köfte ekmek, savaş çıksa el bombası satacaklar. İşte girişte de önce bira satan abiler vardı. Ne kadar içsek kardır dedik. Çünkü önce Duman ardından Murat Boz sahne alacaktı. Duman'ı ayık kafa çekmeyelim, Murat Boz'da çıkarız dedik. Yağmur yardırınca abiler nerden çıkardılar anlamadık, yağmurluk satmaya başladılar. Pembe pembe. Tüm okul yardırdık aldık. Yağmurluk dediğim poşet işte. Büyük boy çöp poşeti. Boka döndük, biralar çöp oldu, keyifler kaçtı. Festival alanına girdik. Okulumun fakir ama sanki çok bakımlı, gerizekalı popcu kızları mini etek ve topuklularla sahne önündeydiler. 10 dakka geçtikten sonra Duman sahneye çıktı. Hayatımda bulunduğum en sikko konserdi cidden. Gram eğlenmedim. Çabuk kafa olalım bari biraz eğlenelim Duman konserinde diye cin tonikleri dayadık. Aradan biraz süre geçti. Cidden kafamız güzel oldu. Ama bizim kafamız güzel olduğunda biz hep birlikte, grupça SANA AŞKIM MİNİMUM-MİNİMUM, SANA ÖFKEM MAKSİMUM-MAKSİMUM diye bağırmaya başladık. Evet Duman gitmişti. Sahnede Murat Boz vardı ve biz deli sikmiş gibi bağırıyorduk. Tam gıvırcık kızlara dönmek üzereydik ki, içimizden en akıllımız, daire yaptı bizi ve kalabalığı yarıp o gıvırcık enstürmanların bulunduğu parçalarda halay çektik. Kafamızın güzelliği boşa gitmesin dedik. Murat'a yüklendik yani.. Güzel olan şey o gün, günlerden salıydı. Salı demek Hayal demekti. Attık kendimizi biz de Beyoğlu'na. Çok içtik çok. O bir şey değil de, sonra kimde kalıcaz sorusu var ya.. Önceden ayarlanmamış, sabah 5te akıllara gelen o soru.. Ahh ahh..

30 Haziran Gogol Bordello manyağı geliyormuş. Kaçırmamak lazım, inanılmaz üzülürüm. Süper gruplar var bu yaz burada. Bugün de Chill Out vardı ama ilgimi çeken tek şey Tektekçi'nin standıydı. Bu yüzden hafta içi nasılsa uğrarım diye düşünerek gitmedim. Yazın büyük bir kısmını İstanbul'da geçireceğiz. Çünkü işlerimiz var. Bir ara Aya Yorgi'ye, ordan da Bodrum'a uğrayabiliriz. Ama küçük bir ara. Daha var. Büyük isimlerin yanı sıra, tanıdıklardan Can var. Bakü'de şimdi. Sikko balıklarını bırakıp gitmiş. Kareografi manyak. Malta favori. Yeni yaş, yeni dövme olayları oldu. Bir oyun var aramızda manyak. Duyan kafayı yemişsiniz diyor ama kimse pes etmiyor. O da 7 temmuz günü Aya Yorgi Babylon'da. Çeşme'de onunla olalım dedik. Babylon demişken kapanışı oldu dün. Gidemedim inanılmaz üzüldüm cidden. Geçen sene kapanışı CİNGİ yapmıştı. Delirmiştik. Bazen şu müzik olmasa ne bok yerim diyorum. Ya da pop dinleseydim falan. Aman allah..

Geçtiğimiz haftaların birinde asıl evimden ayrıldım. Kendi çabalarımla yaşamaya çalıştım. Para olayları, iş olayları, okul falan derken deliriyordum. Bayadır omuriliğimde bir ağrı vardı. Ama pek sallamadım. Betül'ün koyduğu teşhisleri duysanız... Neyse, sonunda bu ağrı benim oturamamama neden oldu. Yatabiliyorum, yürüyebiliyorum ama oturmada bir problem vardı. Dedim ki ben Stephen Hawking'e dönüşmeden doktora gideyim. Randevu aldım işte bir güne. Randevu gününden bir gün önce bir kalktım, kalkamadım daha doğrusu. Hareket edemiyorum. Ne kalkabiliyorum, ne yürüyebiliyorum, ne yatabiliyorum. Yatalak olmuşum bildiğin ve yalnızım. Ailemi aradım. Dedim canlar ben ölüyorum siz gidin. Bir de Üsküdar civarındayım. Ablamla babam Beşiktaş'a gel biz seni alıcaz dediler espri yapar gibi. Taksiye falan binemem çünkü oturmama imkan yok. Acıdan gebere gebere, ağlaya ağlayan 10 dakkalık iskele yolunu 45 dakikada tamamladım. Vapura bindim. Onda da ayaktaydım. İskeleden babamla ablam beni aldılar. Taksiye yatırdılar hastaneye gittik. Annem de geldi. Omuriliğimde alttaki bir kemikte iltihaplanma olmuş. O da kemiğe vurmuş, yapışmış. Bütün dengem gitti yani bu yüzden. Ameliyat gerekli ama hemen yapamıyorlar. Anestezi olmadan bir delik açtılar. Acıdan çığlık çığlığa bağırdım, ağladım, inlettim hastaneyi o esnada. Dikiş de atmadılar, 1 hafta öyle kalması gerek dediler. Sonra zaten Facebook'a girip adımı Joelle Hawking yaptım.. İğrençti. Evde ölü gibi yattım. Felçtim yani artık. Bütük planlarım alt üst oldu. Bir sürü şey kaçırdım. 1 hafta işte pansuman, ağrı kesiciler falan derken sonra ameliyatmış. Dün sabah evde yüzüstü vasiyetimi yazarken tatlı köpeğim tüm gücüyle tam o iğrenç yerin üzerine atladı. Her yer kan oldu. Acıdan köpeği camdan aşağıya attım. Beyni patladı. Ama sonra bir baktım orası aktıkça bana bir hal geliyor. Yürüyorum, doğruluyorum falan. Hem de ben tekerlekli sandalyeyle RHCP konserine gitmeyi düşünürken.. Betül geldi, pansuman yaptı bana. Hiç yanımdan ayrılmadı dün nerdeyse. Yüzümü bile o yıkadı. Çay yaptı bana, meyve yedirdi. Yatırdı falan. Tam bir özürlüymüşüm gibi davrandı anlayacağınız. Bir rahat bırakmadı amına koyim. Moral vereyim derken iyice yatalak insan psikolojisine soktu beni. Sonra akşam oturmaya başladım hafiften. Bugün de net yürüyebildiğimi, oturabildiğimi farkedince yarın amuda kalkmaya karar verdim. Sıkıntıdan patlıyorum evde. Yarın önce güzel okuluma gidicem. 1 ders var, ona gireyim diyorum ayaklanmışken. Sonrasını bilemem. Bu iğrenç şey bende nasıl ve neden oldu bilmiyorum. Nazardır nazar diyorlar. Amına koyayım güzelim diye felç mi olmam lazımdı ya. O kadar tatlıyım ki tatlılıktan felç oldum. Neyse ki şimdi yatalak halde değilim. Bi işte ameliyat biraz canımı sıkıyor. Ciddi konuşacak olursak bu süreç içerisinde bana geçmiş olsun diyen, yanımda olan insanlara çok teşekkür ediyorum. İnanılmaz moral oldu gerçekten. Şakalı yazdığıma bakmayın, hakkaten bitmiş vaziyetteydim. Arayanlara, mesaj atanlara, yazanlara çok teşekkür ediyorum. İnanılmaz mutlu oldum. Çüş amına koyayım, bu bile mesaj attı dedirten kişiler oldu. Ya resmen beni seviyormuşsunuz da çaktırmıyormuşsunuz ibneler ya.

Uzun yazı oldu ya o kadar ara olunca. Bitireyim artık. Öpüyorum canlar. Arada yeni anket var.

Güzel geçirdiğimiz, geçireceğimiz akşamların şarkısı olsun şu: Tıklayınız


9 Nisan 2012 Pazartesi

Ben Böyle İstedim

Ulan ne güzel havalar. Kendime geldim yemin ederim. Ben meğersem akşam 10dan sonra bu havalarda Beyoğlu'nda olmayı özlemişim..

Bu arada merhaba! Onu atlamışım. Merhaba çok önemli bir şey bence. "Güzel Havalı Beyoğlu Gecesi" dönemini geçtiğimiz cuma açtım. Öncelikle ilk kez Bonomo konserine para verdiğimi belirterek anlatmaya başlamak istiyorum. O bileti alma aşaması da çok komikti. Ama anlatırsam komik olmaz. Neden salak gibi bunu yaptım bilmiyorum. Bi değişiklik, süprizli, şakalı olsun istedim galiba. Ama kapıda bana kimlik sorunca abiler, cidden üzüldüm. Konser ilk akustik konser idi. Ah bir de bire bir akustik dinleyin Süper'i. "Hayat güzel değil mi burdayken?" den sonra gelen göz kırpması falan. Öyle diyor yani. Neyse, Ghetto'da idi konser. Daha önce zorla çekiştirelerek götürülmüştüm. Odylle Lansman gecesi vardı. Akşam 10'a geliyordu saat konser yerindeydim. Bütün tanıdıklar backstage'deydi resmen. Bense bir piç gibi Can'la yatmak için sıraya girmiş kızların arasındaydım. Bir yer bulayım dedim kendime. Buldum da. Sahnenin 3 sıra arkasında bir kolon buldum. Gittim cin tonik aldım o duvara kafayı dayadım. Ulan saat 23.30u geçti, biz hala fon müzikleriyle takılıyoruz. Gidip kulisin kapısına dayanacaktım ki konser başladı. Çok güzel geçti. Gıvırcık bir hayran kız gibi fotoğraflar, videolar bile çektim. Hatta buraya tıklarsanız o gıvırcıkların arasından çektiğim videoyu da izleyebilirsiniz. Komik şeyler oldu. Son şarkıdan önce farkedildim. Hala allev gibi kızdığı için bir problem olmadı. Oradan öylece uzaklaşıp çıkıp gittim Balo Sokak'a. Orada beni kirli sakallı, uzun saçlı, pislik bir arkadaşım karşıladı. Saat 00.30 gibiydi. O salak da leş gibi alkol kokuyordu. Adını bilmediğim ama şakalı, danslı bir yere gittik. Orada galiba ikimiz mal gibi 2 saat falan dans ettik. Bizden başka kimse Türkçe konuşmuyordu. Saat 03.30 a doğru, Machine'e gitmeye karar verdik. Çünkü arkadaşım normal değildi. Normal olmadığı için orada takılması gerekiyordu. Önce biraz tartıştık İstiklal'de. Beni bir ton saçma sapan bir şey yapmamam için tehtid etti. Bilirsiniz, Machine yani.. Ürkütücü bir yer. Kafesli, ışıklı falan. Kapıdayken bile "Alev kendine sahip çık" dedi. Uzatma lan yürü, der gibi baktım. Ne diyorsun ya, gibi kafasını salladı. Ya yürüsene hadi, gibilerinden işaret yaptım. Alev anlamıyorum ne diyorsun, dermiş gibi baktı yine. Ya siktir et hadi, der gibi baktım ve içeri girdik. Sanıyorum içeride toplam 9 dakika kadar kaldık. Burada yazamayacağım sebeplerden ötürü karakolluk olduk. Sabah 6ya kadar da orada kaldık. Ben Beyoğlu'nun o pisliğini bilirim sanırdım. Gece 4'te az insan kesilmedi önümüzde. Ve daha nicesi... Ama karakol beni gerçekten mahvetti. Beynim yerinden oynadı. Bu kadar şey benim için bile çok fazlaydı. Ama sonunda 6 gibi çıktık oradan. İstiklal'e yürüdük yine bok varmış gibi. Dolunay'a baktık ve hayatımda ilk defa onu sevdim. Onu dediğim, dolunayı lan. Asitli ezmesi olan Dede'nin Yeri'nde ( bunun hikayesi de apayrıdır) yemek yedik ve sonra eve gelip bayıldım.

Uyandığımda RHCP biletini hala almadığımı farkettim. Sonra hemen biletix'e baktım. Ve mal gibi bütün paramı diğer bütün konserlere verdiğimi gördüm. RHCP biletini hala alamadım. Günlerdir anneme yalvarıyorum bana alması için. O konsere gidemezsem mahvolurum. Resmen çıldırmış gibi elime geçen tüm parayı konserlere yatırıyorum. Hadi yine yurtdışından gelecek olan isimler için hiç pişman değilim, son kuruşuna kadar veririm de, ulan her hafta Hayal'e para veriyoruz. Aynı isimleri 5. kezdir dinliyorum. Paranın değerini bir türlü anlayamadım falan diye kendimi eleştiriyordum geçen gün. Sonra dedim ki, biraz kendi paramla yaşamaya çalışayım, bakalım neler olacak. Konser paraları cebimden çıktı, yeme-içme falan her şey. Biraz rahattım başta. Sonra bir gün bir kız arkadaşım yemeğe gelecekti. Gidip alışveriş yapayım lan dedim. Astoria Migros'a girdim. Almam gerekli her şeyi aldım. Kasaya doğru giderken kız arkadaşım "mayonez de alsana bitmişti sizde" dedi. İyi, dedim geri döndüm. İşte tam orada paranın değerini anladım. Sınırlı param vardı. Alışveriş dışında almam gereken 2 bilet, sigara ve bir dergi vardı. Bu sırada mayonez 4.95tl idi. Gözlerim doldu. Parasızlık ne demek işte orada anladım. Resmen arkadaşıma mayonez alamayacaktım. Hemen koştum yüzsüz gibi çalışan birini çağırdım. Bu mayonezin daha ucuzu yok mu dedim gözlerim dolu dolu. Küçümser gibi baktı bana ibne. Al burda var dedi 3.25tl lik küçük mayonezi göstererek. Fakir ama gururlu salak kadınlar gibi aldım o mayonezi, hiç acımadım. Sonra eve gelip ağladım. Arkadaşım da mayonezi yemedi bu arada. Allah belasını versin.

Birkaç zamandır kendi kendime napıyorum diye çok soruyorum. Sürekli "napıyorsun Alev" diyorum. Napıyorsun ya napıyorsun? Amına koyduğumun iç mimarlığında sen napıyorsun? diyorum. İç mimarlık güzel. Mimarlık kadar olmasın. Seviyorum da, bir şeyler de yapıyorum. Hedeflerim de var. Ama sanki ben buraya ait değilim ya. Sanki ben müzik ile ilgili bir şeyler yapmalıydım. En kötü sinemayla ilgili. Bir hayalim var müzik ile ilgili. Baya zamandır. Hayal'le tanıştığımdan beri. Onu yapmak için can atıyorum. Bu istek beni kendi okuduğum bölümden uzaklaştırıyor. Kafam bu konuda gerçekten çok karışık. Arkadaşlarım 2 sene sonra mezun olacaklar ama ben okulu bırakıp tekrar müzik ile ilgili bir şeylere hazırlanmayı düşünüyorum. Sonra bu düşündüğümü yapan ve çok mutlu olan arkadaşlarıma bakıyorum da.. Bilemiyorum. Benim evim bile buram buram müzik kokar. Yakında da yeni bir eve geçicem. Birkaç ayı var tabi. Evi değil, resmen evin içerisindeki plakları hayal ediyorum. Koltukları değil de, albümleri yerleştiriyorum eve. Bu aşk gibi bir şey galiba. Bir de genç yaşta takılan müzisyenleri görünce çok üzülüyorum. Sanki ben iş kadını olmamalıyım ya. Kendime yakıştıramıyorum. Ciddi, başarılı, dekolteli gömlek ve siyah dar etek giyen, elinde projelerle ordan oraya giden bir kadın gibi göremiyorum kendimi. Bu kadar özgürlüğe, geceye aşıkken.. Orospu olmak istiyormuşum gibi algılanmıyor umarım. Özgürlük, gece, insanlar, müzik. Sanki benim hayatım bunların üzerine kurulu olmalı. Dünyaca tanınayım demiyorum, hatta Türkiye bile tanımasın. Ama müziğin içinde olayım istiyorum. Bilmiyorum. Kafam hep karışık..

Bugünlerde mutlu muyum tam olarak emin değilim ama kesinlikle mutsuz değilim. İstediğim şeyleri yapıyorum. Bazılarına göre rahatlık, boşvermişlik, hatta kaşarlık gibi geliyor yaptıklarım ama öyle olduğunu düşünmüyorum. Eskiden evde oturup inanılmaz sıkıcı takılırdım. 3 saat boyunca hiç kıpırdaman fonda aynı şarkı 2000. kez dönerken duvarı izlediğimi bilirim. Resmen İrem-Hayalet Sevgilim modundaydım. Kesinlikle modumun adı buydu. Bi hayal edin hakkaten. Sıkıcılıktan ölüyordum ve kimse bana dur demiyordu. Ben de sevdiğim, zevk aldığım şeyleri yapmaya başladım. Sevdiğim insanları dinlemek gibi. Yine işin içine müzik giriyor burada. Bana en çok neyi özlüyorsun diye sorsalar, hiç düşünmeden geçen sene mayıs-haziran ayını derim. Bazen evde geceleri oturup o zamanları düşünüyorum. En sevdiğim insanlarla toplanmışız Beyoğlu'nda. Önce bir yerlerde içiyoruz, sohbet falan. Ardından Hayal'de çıkanı izliyoruz, Line, ardından Mojo, mis gibi hava İstiklal'deyiz. Mutluyuz, bağırıyoruz. Birkaç yıl içerisinde en keyif aldığım zamanlardı cidden. Gerçekten bunları yaparken kafamın başka hiçbir şeyle meşgul olmadığı, olamadığı zamanlar. Mutluydum çünkü. Bu havalar beni kendime getiriyor.

Beyoğlu kadar olmasa da aşık olduğum bir diğer yer de Cihangir oldu malum. Geçen sene hoşlanıyordum ama bu sene kesinlikle aşık oldum. Bu yazımı Cihangir'de bir evdeki MAC'ten yazıyorum (ulan yazıya başladığımdan beri amma reklam yaptım). Az önce elektirikler gitti, 15 dakka kadar mum aradık. Şimdi geldi. Yağmur yağıyor ara ara. Bulunduğum oda da cam açık. İçeride çok tatlı, kısa saçlı, gri t-shirtlü bir adam ile kısa saçlı, kırmızı dudaklı, zayıf bir kız oturuyor. Bense vücudumun burada güzel havanın keyfini çıkarmasına izin veriyorum. Benim için şort mevsimi officially started. Evde böyle salaş takılmaya bayılırım. Bir de içeriye gelen soğukla karışık ama ılık hava var ya... Huzurdan ölmek üzereyim burda. İçeriden birkaç gitar teli sesi geliyor. Yine müzikli bir gece. Dorothy de burada tabi. Somewhere over the rainbow tarzı. Yaşamaya başladığımız saat. Farkında olduğumuz ama hiç konuşmadığımız saat. Bir ay sonra o kız buraya döndüğünde ne bok yiyeceğimizi yine bilmediğimiz bir saat..

Bu sefer ne olacağını bilmek istemiyorum. Tahmin de etmek istemiyorum. Sadece yaşamak istiyorum, eğlenmek istiyorum. Çünkü ben böyle hiç olmadığım kadar, burada daha önce hiç hissetmediğim kadar mutluyum.


Düşünmeden, hayat gerçekten güzelmiş buradayken..

29 Mart 2012 Perşembe

PINK ELEPHANT GELİYOR!


Gençler!

Biliyorsunuz geçen ayların birinde de gelmişti, yine geliyor. Nisanın 3. haftası elimde olacak Pink Elephant için istek varsa iletişim adresi biliyorsunuz facebook adresim. Bunun için tıklayınız.

Daha önce de geldiği zaman şöyle bir yazı yazmıştım: Pink Elephant İşte bu yazıyı dikkate almayınız. İsteyenler varsa benimle hemen iletişime geçsinler. Çünkü geçen sefer bazıları sigaralar geldikten sonra para vermişlerdi. Bu sefer böyle bir durum yok. Ayın 7sine kadar bana mesaj atabilirsiniz.











Ve bir de bu sefer SOBRANIE adında bir sigara daha geliyor. Yanda fotoğrafını gördüğünüz sigara o da. Tabi burada bulunmayan özel olarak istediğiniz bir sigara da varsa onu da yazabilirsiniz bana. Haydi çok öpüyorum hepinizi canlar. Rengarenk zehirlenelim!

P.S.: Bu arada belli miktarda yurtdışından sigara getirildiği için elinizi çabuk tutarsanız iyi olur.
 

©2009 AJ | by TNB