Merhabalar.
Ulan cidden baya yazmamışım. O kadar koşuşturmalı zamanlar geçirdim ki buraya uğrayamadım. Okuyan da şimdi sanki insanlık için büyük bir buluşun peşindeymişim de yazamamışım sanacak amk.
Bu yandaki kızları tanıyanlar vardır elbet. Tanımayanlar için sağdaki benim diye ufak şakalı bir tanıtım yaparak, soldakinin en yakın arkadaşım, canım kardeşim Betül olduğunu belirtmek isterim. Ondan pek bahsetmemişim buralarda. Ama herhalde hayatımın %95ini falan kapsar. Geçtiğimiz haftalarda Pi'nin Hıdrellez etkinliğinde koşuşturup durduk kendisiyle. Burada yazamadım ama Twitter'da baya bu etkinlik ile alakalı yardırdım. Güzel satışlar yaptık. Pi'yi benimsedik. Zaten artık evimizden çok bulunduğumuz yer haline geldi. Bilet satışları, insanları eğlendirelim falan derken gecemiz gündüzümüz karıştı. Sabah eve gelip, 3-4 saat uyuyup tekrardan Pi'ye attık kendimizi. Arada vakit olunca da Cihangir'de kahve içmeyi unutmadık ama.
Çok koşuşturmalı ama inanılmaz eğlenceli zaman geçirdik 1 ay içinde. O kadar çok problemimiz vardı ki, yorgunluktan ne konuşabildik ne de o problemleri düşünebildik. Bu şekilde de işte iş hayatına adım atmış bulunduk. Çünkü şımarıklığı geçip, bağımsız olmaya karar verdik. Okulla alakalı, yaşantımızla alakalı çok karar aldık. Bunlar uğruna canımız da çıksa pes etmeyelim dedik. Etmedik de. Yorucu ama çok tatlı insanlarla, çok tatlı bir organizasyonda yer aldık. Devam da ediyoruz..
Park Orman etkinliğini atlattıktan sonra biraz kendimize zaman ayıralım dedik. Bu zaman içerisinde tabiki sevdiğimiz müzikler, sanatçılar olacaktı. Attık kendimizi Hayal'e. Sabahlara kadar en sevdiğimiz adamlarla, en sevdiğimiz dostlarla, müzisyenlerle, en güzel parçalarla eğlendik. Eve kolumuz, bacağımız tutmayacak halde dönüp uyumamız gereken yerde, yatakda salak salak hayaller kurduk. O hayalleri gerçekleştireceğimiz zamanı düşündük. Bir nevi aslında bu hayaller için temeli de attık. Keyifler yerinde!
Her günümüz Beyoğlu-Cihangir arası geçerken konser etkinliklerini kaçırdığımızı farkettim. En yakın konserin bizim tatlı okulun festivali olduğunu öğrenince biraz bozulsam da, gidelim dedim. Geçen sene de festival zamanı yazmıştım. Okulumuz "bi popçular gelsin, bi de rock severler" diye bir yörüngede döndüğünden geçen sene Demet Akalın-Teoman vardı. Bu sene de Duman-Murat Boz oldu. Geçen sene önce Demet Akalın çıktığı için mutluyduk alternatif sevenleri olarak. Çünkü hatun o sıra sahnedeyken biz festival alanını gezip, sarhoş olmakla meşguldük. Kafalarımız yeterli düzeye ulaştığında da Teoman çıktı sahneye. Biz de yardırdık. İşte Levent Özer ile tanışma hikayemin temeli de o gün atıldı. Bu sene kötü oldu. Çünkü geçen seneki arkadaş grubumdan çok kişiyle ayrı düşmüştük. Yine de bu senekiler de geçen seneyi aratmadı. Öncelikle hava inanılmaz yağmurluydu. Yağmur bitince çıkıp festival alanına gittik. Kapıda yağmur yardırdı. Biz gerizekalı kızlar ise; tayt, t-shirt ve babetten ibarettik. Hani duruma uygun satıcı abiler vardır ya her yerde. İşte onlar festival girişinde de vardılar. Hani metro çıkışı su satarlar, maç zamanı yazın dahi olsa atkı, bayrak satarlar, stadyum çıkışı köfte ekmek, savaş çıksa el bombası satacaklar. İşte girişte de önce bira satan abiler vardı. Ne kadar içsek kardır dedik. Çünkü önce Duman ardından Murat Boz sahne alacaktı. Duman'ı ayık kafa çekmeyelim, Murat Boz'da çıkarız dedik. Yağmur yardırınca abiler nerden çıkardılar anlamadık, yağmurluk satmaya başladılar. Pembe pembe. Tüm okul yardırdık aldık. Yağmurluk dediğim poşet işte. Büyük boy çöp poşeti. Boka döndük, biralar çöp oldu, keyifler kaçtı. Festival alanına girdik. Okulumun fakir ama sanki çok bakımlı, gerizekalı popcu kızları mini etek ve topuklularla sahne önündeydiler. 10 dakka geçtikten sonra Duman sahneye çıktı. Hayatımda bulunduğum en sikko konserdi cidden. Gram eğlenmedim. Çabuk kafa olalım bari biraz eğlenelim Duman konserinde diye cin tonikleri dayadık. Aradan biraz süre geçti. Cidden kafamız güzel oldu. Ama bizim kafamız güzel olduğunda biz hep birlikte, grupça SANA AŞKIM MİNİMUM-MİNİMUM, SANA ÖFKEM MAKSİMUM-MAKSİMUM diye bağırmaya başladık. Evet Duman gitmişti. Sahnede Murat Boz vardı ve biz deli sikmiş gibi bağırıyorduk. Tam gıvırcık kızlara dönmek üzereydik ki, içimizden en akıllımız, daire yaptı bizi ve kalabalığı yarıp o gıvırcık enstürmanların bulunduğu parçalarda halay çektik. Kafamızın güzelliği boşa gitmesin dedik. Murat'a yüklendik yani.. Güzel olan şey o gün, günlerden salıydı. Salı demek Hayal demekti. Attık kendimizi biz de Beyoğlu'na. Çok içtik çok. O bir şey değil de, sonra kimde kalıcaz sorusu var ya.. Önceden ayarlanmamış, sabah 5te akıllara gelen o soru.. Ahh ahh..
30 Haziran Gogol Bordello manyağı geliyormuş. Kaçırmamak lazım, inanılmaz üzülürüm. Süper gruplar var bu yaz burada. Bugün de Chill Out vardı ama ilgimi çeken tek şey Tektekçi'nin standıydı. Bu yüzden hafta içi nasılsa uğrarım diye düşünerek gitmedim. Yazın büyük bir kısmını İstanbul'da geçireceğiz. Çünkü işlerimiz var. Bir ara Aya Yorgi'ye, ordan da Bodrum'a uğrayabiliriz. Ama küçük bir ara. Daha var. Büyük isimlerin yanı sıra, tanıdıklardan Can var. Bakü'de şimdi. Sikko balıklarını bırakıp gitmiş. Kareografi manyak. Malta favori. Yeni yaş, yeni dövme olayları oldu. Bir oyun var aramızda manyak. Duyan kafayı yemişsiniz diyor ama kimse pes etmiyor. O da 7 temmuz günü Aya Yorgi Babylon'da. Çeşme'de onunla olalım dedik. Babylon demişken kapanışı oldu dün. Gidemedim inanılmaz üzüldüm cidden. Geçen sene kapanışı CİNGİ yapmıştı. Delirmiştik. Bazen şu müzik olmasa ne bok yerim diyorum. Ya da pop dinleseydim falan. Aman allah..
Geçtiğimiz haftaların birinde asıl evimden ayrıldım. Kendi çabalarımla yaşamaya çalıştım. Para olayları, iş olayları, okul falan derken deliriyordum. Bayadır omuriliğimde bir ağrı vardı. Ama pek sallamadım. Betül'ün koyduğu teşhisleri duysanız... Neyse, sonunda bu ağrı benim oturamamama neden oldu. Yatabiliyorum, yürüyebiliyorum ama oturmada bir problem vardı. Dedim ki ben Stephen Hawking'e dönüşmeden doktora gideyim. Randevu aldım işte bir güne. Randevu gününden bir gün önce bir kalktım, kalkamadım daha doğrusu. Hareket edemiyorum. Ne kalkabiliyorum, ne yürüyebiliyorum, ne yatabiliyorum. Yatalak olmuşum bildiğin ve yalnızım. Ailemi aradım. Dedim canlar ben ölüyorum siz gidin. Bir de Üsküdar civarındayım. Ablamla babam Beşiktaş'a gel biz seni alıcaz dediler espri yapar gibi. Taksiye falan binemem çünkü oturmama imkan yok. Acıdan gebere gebere, ağlaya ağlayan 10 dakkalık iskele yolunu 45 dakikada tamamladım. Vapura bindim. Onda da ayaktaydım. İskeleden babamla ablam beni aldılar. Taksiye yatırdılar hastaneye gittik. Annem de geldi. Omuriliğimde alttaki bir kemikte iltihaplanma olmuş. O da kemiğe vurmuş, yapışmış. Bütün dengem gitti yani bu yüzden. Ameliyat gerekli ama hemen yapamıyorlar. Anestezi olmadan bir delik açtılar. Acıdan çığlık çığlığa bağırdım, ağladım, inlettim hastaneyi o esnada. Dikiş de atmadılar, 1 hafta öyle kalması gerek dediler. Sonra zaten Facebook'a girip adımı Joelle Hawking yaptım.. İğrençti. Evde ölü gibi yattım. Felçtim yani artık. Bütük planlarım alt üst oldu. Bir sürü şey kaçırdım. 1 hafta işte pansuman, ağrı kesiciler falan derken sonra ameliyatmış. Dün sabah evde yüzüstü vasiyetimi yazarken tatlı köpeğim tüm gücüyle tam o iğrenç yerin üzerine atladı. Her yer kan oldu. Acıdan köpeği camdan aşağıya attım. Beyni patladı. Ama sonra bir baktım orası aktıkça bana bir hal geliyor. Yürüyorum, doğruluyorum falan. Hem de ben tekerlekli sandalyeyle RHCP konserine gitmeyi düşünürken.. Betül geldi, pansuman yaptı bana. Hiç yanımdan ayrılmadı dün nerdeyse. Yüzümü bile o yıkadı. Çay yaptı bana, meyve yedirdi. Yatırdı falan. Tam bir özürlüymüşüm gibi davrandı anlayacağınız. Bir rahat bırakmadı amına koyim. Moral vereyim derken iyice yatalak insan psikolojisine soktu beni. Sonra akşam oturmaya başladım hafiften. Bugün de net yürüyebildiğimi, oturabildiğimi farkedince yarın amuda kalkmaya karar verdim. Sıkıntıdan patlıyorum evde. Yarın önce güzel okuluma gidicem. 1 ders var, ona gireyim diyorum ayaklanmışken. Sonrasını bilemem. Bu iğrenç şey bende nasıl ve neden oldu bilmiyorum. Nazardır nazar diyorlar. Amına koyayım güzelim diye felç mi olmam lazımdı ya. O kadar tatlıyım ki tatlılıktan felç oldum. Neyse ki şimdi yatalak halde değilim. Bi işte ameliyat biraz canımı sıkıyor. Ciddi konuşacak olursak bu süreç içerisinde bana geçmiş olsun diyen, yanımda olan insanlara çok teşekkür ediyorum. İnanılmaz moral oldu gerçekten. Şakalı yazdığıma bakmayın, hakkaten bitmiş vaziyetteydim. Arayanlara, mesaj atanlara, yazanlara çok teşekkür ediyorum. İnanılmaz mutlu oldum. Çüş amına koyayım, bu bile mesaj attı dedirten kişiler oldu. Ya resmen beni seviyormuşsunuz da çaktırmıyormuşsunuz ibneler ya.
Uzun yazı oldu ya o kadar ara olunca. Bitireyim artık. Öpüyorum canlar. Arada yeni anket var.
Güzel geçirdiğimiz, geçireceğimiz akşamların şarkısı olsun şu: Tıklayınız
Ulan cidden baya yazmamışım. O kadar koşuşturmalı zamanlar geçirdim ki buraya uğrayamadım. Okuyan da şimdi sanki insanlık için büyük bir buluşun peşindeymişim de yazamamışım sanacak amk.
Bu yandaki kızları tanıyanlar vardır elbet. Tanımayanlar için sağdaki benim diye ufak şakalı bir tanıtım yaparak, soldakinin en yakın arkadaşım, canım kardeşim Betül olduğunu belirtmek isterim. Ondan pek bahsetmemişim buralarda. Ama herhalde hayatımın %95ini falan kapsar. Geçtiğimiz haftalarda Pi'nin Hıdrellez etkinliğinde koşuşturup durduk kendisiyle. Burada yazamadım ama Twitter'da baya bu etkinlik ile alakalı yardırdım. Güzel satışlar yaptık. Pi'yi benimsedik. Zaten artık evimizden çok bulunduğumuz yer haline geldi. Bilet satışları, insanları eğlendirelim falan derken gecemiz gündüzümüz karıştı. Sabah eve gelip, 3-4 saat uyuyup tekrardan Pi'ye attık kendimizi. Arada vakit olunca da Cihangir'de kahve içmeyi unutmadık ama.
Çok koşuşturmalı ama inanılmaz eğlenceli zaman geçirdik 1 ay içinde. O kadar çok problemimiz vardı ki, yorgunluktan ne konuşabildik ne de o problemleri düşünebildik. Bu şekilde de işte iş hayatına adım atmış bulunduk. Çünkü şımarıklığı geçip, bağımsız olmaya karar verdik. Okulla alakalı, yaşantımızla alakalı çok karar aldık. Bunlar uğruna canımız da çıksa pes etmeyelim dedik. Etmedik de. Yorucu ama çok tatlı insanlarla, çok tatlı bir organizasyonda yer aldık. Devam da ediyoruz..
Park Orman etkinliğini atlattıktan sonra biraz kendimize zaman ayıralım dedik. Bu zaman içerisinde tabiki sevdiğimiz müzikler, sanatçılar olacaktı. Attık kendimizi Hayal'e. Sabahlara kadar en sevdiğimiz adamlarla, en sevdiğimiz dostlarla, müzisyenlerle, en güzel parçalarla eğlendik. Eve kolumuz, bacağımız tutmayacak halde dönüp uyumamız gereken yerde, yatakda salak salak hayaller kurduk. O hayalleri gerçekleştireceğimiz zamanı düşündük. Bir nevi aslında bu hayaller için temeli de attık. Keyifler yerinde!
Her günümüz Beyoğlu-Cihangir arası geçerken konser etkinliklerini kaçırdığımızı farkettim. En yakın konserin bizim tatlı okulun festivali olduğunu öğrenince biraz bozulsam da, gidelim dedim. Geçen sene de festival zamanı yazmıştım. Okulumuz "bi popçular gelsin, bi de rock severler" diye bir yörüngede döndüğünden geçen sene Demet Akalın-Teoman vardı. Bu sene de Duman-Murat Boz oldu. Geçen sene önce Demet Akalın çıktığı için mutluyduk alternatif sevenleri olarak. Çünkü hatun o sıra sahnedeyken biz festival alanını gezip, sarhoş olmakla meşguldük. Kafalarımız yeterli düzeye ulaştığında da Teoman çıktı sahneye. Biz de yardırdık. İşte Levent Özer ile tanışma hikayemin temeli de o gün atıldı. Bu sene kötü oldu. Çünkü geçen seneki arkadaş grubumdan çok kişiyle ayrı düşmüştük. Yine de bu senekiler de geçen seneyi aratmadı. Öncelikle hava inanılmaz yağmurluydu. Yağmur bitince çıkıp festival alanına gittik. Kapıda yağmur yardırdı. Biz gerizekalı kızlar ise; tayt, t-shirt ve babetten ibarettik. Hani duruma uygun satıcı abiler vardır ya her yerde. İşte onlar festival girişinde de vardılar. Hani metro çıkışı su satarlar, maç zamanı yazın dahi olsa atkı, bayrak satarlar, stadyum çıkışı köfte ekmek, savaş çıksa el bombası satacaklar. İşte girişte de önce bira satan abiler vardı. Ne kadar içsek kardır dedik. Çünkü önce Duman ardından Murat Boz sahne alacaktı. Duman'ı ayık kafa çekmeyelim, Murat Boz'da çıkarız dedik. Yağmur yardırınca abiler nerden çıkardılar anlamadık, yağmurluk satmaya başladılar. Pembe pembe. Tüm okul yardırdık aldık. Yağmurluk dediğim poşet işte. Büyük boy çöp poşeti. Boka döndük, biralar çöp oldu, keyifler kaçtı. Festival alanına girdik. Okulumun fakir ama sanki çok bakımlı, gerizekalı popcu kızları mini etek ve topuklularla sahne önündeydiler. 10 dakka geçtikten sonra Duman sahneye çıktı. Hayatımda bulunduğum en sikko konserdi cidden. Gram eğlenmedim. Çabuk kafa olalım bari biraz eğlenelim Duman konserinde diye cin tonikleri dayadık. Aradan biraz süre geçti. Cidden kafamız güzel oldu. Ama bizim kafamız güzel olduğunda biz hep birlikte, grupça SANA AŞKIM MİNİMUM-MİNİMUM, SANA ÖFKEM MAKSİMUM-MAKSİMUM diye bağırmaya başladık. Evet Duman gitmişti. Sahnede Murat Boz vardı ve biz deli sikmiş gibi bağırıyorduk. Tam gıvırcık kızlara dönmek üzereydik ki, içimizden en akıllımız, daire yaptı bizi ve kalabalığı yarıp o gıvırcık enstürmanların bulunduğu parçalarda halay çektik. Kafamızın güzelliği boşa gitmesin dedik. Murat'a yüklendik yani.. Güzel olan şey o gün, günlerden salıydı. Salı demek Hayal demekti. Attık kendimizi biz de Beyoğlu'na. Çok içtik çok. O bir şey değil de, sonra kimde kalıcaz sorusu var ya.. Önceden ayarlanmamış, sabah 5te akıllara gelen o soru.. Ahh ahh..
30 Haziran Gogol Bordello manyağı geliyormuş. Kaçırmamak lazım, inanılmaz üzülürüm. Süper gruplar var bu yaz burada. Bugün de Chill Out vardı ama ilgimi çeken tek şey Tektekçi'nin standıydı. Bu yüzden hafta içi nasılsa uğrarım diye düşünerek gitmedim. Yazın büyük bir kısmını İstanbul'da geçireceğiz. Çünkü işlerimiz var. Bir ara Aya Yorgi'ye, ordan da Bodrum'a uğrayabiliriz. Ama küçük bir ara. Daha var. Büyük isimlerin yanı sıra, tanıdıklardan Can var. Bakü'de şimdi. Sikko balıklarını bırakıp gitmiş. Kareografi manyak. Malta favori. Yeni yaş, yeni dövme olayları oldu. Bir oyun var aramızda manyak. Duyan kafayı yemişsiniz diyor ama kimse pes etmiyor. O da 7 temmuz günü Aya Yorgi Babylon'da. Çeşme'de onunla olalım dedik. Babylon demişken kapanışı oldu dün. Gidemedim inanılmaz üzüldüm cidden. Geçen sene kapanışı CİNGİ yapmıştı. Delirmiştik. Bazen şu müzik olmasa ne bok yerim diyorum. Ya da pop dinleseydim falan. Aman allah..
Geçtiğimiz haftaların birinde asıl evimden ayrıldım. Kendi çabalarımla yaşamaya çalıştım. Para olayları, iş olayları, okul falan derken deliriyordum. Bayadır omuriliğimde bir ağrı vardı. Ama pek sallamadım. Betül'ün koyduğu teşhisleri duysanız... Neyse, sonunda bu ağrı benim oturamamama neden oldu. Yatabiliyorum, yürüyebiliyorum ama oturmada bir problem vardı. Dedim ki ben Stephen Hawking'e dönüşmeden doktora gideyim. Randevu aldım işte bir güne. Randevu gününden bir gün önce bir kalktım, kalkamadım daha doğrusu. Hareket edemiyorum. Ne kalkabiliyorum, ne yürüyebiliyorum, ne yatabiliyorum. Yatalak olmuşum bildiğin ve yalnızım. Ailemi aradım. Dedim canlar ben ölüyorum siz gidin. Bir de Üsküdar civarındayım. Ablamla babam Beşiktaş'a gel biz seni alıcaz dediler espri yapar gibi. Taksiye falan binemem çünkü oturmama imkan yok. Acıdan gebere gebere, ağlaya ağlayan 10 dakkalık iskele yolunu 45 dakikada tamamladım. Vapura bindim. Onda da ayaktaydım. İskeleden babamla ablam beni aldılar. Taksiye yatırdılar hastaneye gittik. Annem de geldi. Omuriliğimde alttaki bir kemikte iltihaplanma olmuş. O da kemiğe vurmuş, yapışmış. Bütün dengem gitti yani bu yüzden. Ameliyat gerekli ama hemen yapamıyorlar. Anestezi olmadan bir delik açtılar. Acıdan çığlık çığlığa bağırdım, ağladım, inlettim hastaneyi o esnada. Dikiş de atmadılar, 1 hafta öyle kalması gerek dediler. Sonra zaten Facebook'a girip adımı Joelle Hawking yaptım.. İğrençti. Evde ölü gibi yattım. Felçtim yani artık. Bütük planlarım alt üst oldu. Bir sürü şey kaçırdım. 1 hafta işte pansuman, ağrı kesiciler falan derken sonra ameliyatmış. Dün sabah evde yüzüstü vasiyetimi yazarken tatlı köpeğim tüm gücüyle tam o iğrenç yerin üzerine atladı. Her yer kan oldu. Acıdan köpeği camdan aşağıya attım. Beyni patladı. Ama sonra bir baktım orası aktıkça bana bir hal geliyor. Yürüyorum, doğruluyorum falan. Hem de ben tekerlekli sandalyeyle RHCP konserine gitmeyi düşünürken.. Betül geldi, pansuman yaptı bana. Hiç yanımdan ayrılmadı dün nerdeyse. Yüzümü bile o yıkadı. Çay yaptı bana, meyve yedirdi. Yatırdı falan. Tam bir özürlüymüşüm gibi davrandı anlayacağınız. Bir rahat bırakmadı amına koyim. Moral vereyim derken iyice yatalak insan psikolojisine soktu beni. Sonra akşam oturmaya başladım hafiften. Bugün de net yürüyebildiğimi, oturabildiğimi farkedince yarın amuda kalkmaya karar verdim. Sıkıntıdan patlıyorum evde. Yarın önce güzel okuluma gidicem. 1 ders var, ona gireyim diyorum ayaklanmışken. Sonrasını bilemem. Bu iğrenç şey bende nasıl ve neden oldu bilmiyorum. Nazardır nazar diyorlar. Amına koyayım güzelim diye felç mi olmam lazımdı ya. O kadar tatlıyım ki tatlılıktan felç oldum. Neyse ki şimdi yatalak halde değilim. Bi işte ameliyat biraz canımı sıkıyor. Ciddi konuşacak olursak bu süreç içerisinde bana geçmiş olsun diyen, yanımda olan insanlara çok teşekkür ediyorum. İnanılmaz moral oldu gerçekten. Şakalı yazdığıma bakmayın, hakkaten bitmiş vaziyetteydim. Arayanlara, mesaj atanlara, yazanlara çok teşekkür ediyorum. İnanılmaz mutlu oldum. Çüş amına koyayım, bu bile mesaj attı dedirten kişiler oldu. Ya resmen beni seviyormuşsunuz da çaktırmıyormuşsunuz ibneler ya.
Uzun yazı oldu ya o kadar ara olunca. Bitireyim artık. Öpüyorum canlar. Arada yeni anket var.
Güzel geçirdiğimiz, geçireceğimiz akşamların şarkısı olsun şu: Tıklayınız




