
Öncelikle bir haltın bitmediğini, başlığa aldanmamanız gerektiğini belirterek başlıyorum yazıma efendim. Bir konsept yine yok. Eski yazılarım tarzında olacak baştan söyleyeyim. Gelgelelim uzun zamandır okuyanlar seviyorlardır bu tarz küçük süprizli, şakalı yazılarımı. Yeni gelenleri görüyorum, sizler de hoşgeldiniz canlar.
Bu günlerde çokça zaman geçirmemden dolayıdır Cihangir'e aşık oldum. Zaten kendisini çok severdim. İnsan uzaktan bana bakınca beni Kasımpaşa'ya, Zeytinburnu'na yakıştırıyor olsa da içimde bir Cihangir aşkı vardır ve de ruhumda kimse bilemez. Şaka bir yana 2 yıldır Beyoğlu'nda yatıp kalkmamla alakalı, Cihangir'e de pek bir uğrar olmuştum. Bazı sevdiğim dostlar da orada ikamet ederler zaten. Bonomo'yu bilmeyen varsa hala ayıp eder ama kendisi sayesinde de içinden çıkamaz oldum. O eski binalarla, nezih insanlarla ve de sıcacık kafeleriyle pek bi haşır neşir olduk. Dedim ki ne yapıp edip ben buraya bir demir atayım baya bi senelik. Nasıl olur, para falan filan derken aklımıza hakkaten çok ilginç bir fikir geldi. E tabi kesinleşmeden bunu paylaşmam olmaz şimdi. Çünkü canım annem benim 1 numaralı takipcilerimden olduğundan dolayı, ondan bir engel yemek istemiyorum. Burdan da kendisine çok selam söylüyorum, arada bir yorum falan yaz anne. Beni sahipsiz sanmasınlar. Özetle, çalışmanın ç'sinin doğamda olmadığı kendim düşündüm taşındım ve çılgın gibi bir iş hayatına girmeye karar verdim. Haydi bakalım hayırlısı dostlar..
Türkçe rap ile hatta doğrudan rap ile alakam olmadığını beni tanıyan herkesler bilir. Arada bir dinlediğim birkaç yabancı isim vardır. Bu işin piyasasını, isimlerini, işlerin nasıl yürüdüğünü falan pek bilmem. Zaten bilmem de gereksiz. Bana hitap ettiğini düşünmüyorum. Gelgelelim tarzını da çok beğendiğim bir müzik türü değildir. Ama Türkiye'de bir isim var ki bunu da yazmadan geçmek istemiyorum. Server Uraz. Türkçe rap dünyasında da PİT10 ismiyle bilinir. Kendisi çok sevdiğim, tanıdığım en zeki adamlardan biridir. Yaptığı müziği "ya arkadaş adamı seviyoruz, takılıyoruz süper de bu adam napıyor" diye kendime sormam üzerine dinledim. Yaptığı işi taktir ediyor, şarkılarına bayılıyor ama hala rapi sevmiyorum. Zaten konu rapi sevmek değil. Değişik ve gerçek bir şeyler arıyorsanız en azından şarkı sözlerini okumanızı tavsiye ederim. Türkçe rap diyince genelde akla arabesk tarzı, bok gibi ses kayıtları ve varoş kesim geliyor biliyorum ama bu öyle değil. Ne diyim bi dinleyin işte. Hatta 1-2 tane de tavsiye edeceğim şarkı olsun. Son albümü "Sosyal İtici" adında bir internet albümü. Geçen İzmir'deyken kendisi de konser vermek üzere oradaydı. Değişik bir tesadüf oldu, orada çeyrek günde bi klip çekti "Düşündükçe" şarkısına. Ona da bi bakıverin. Arada yazıyorum böyle tanıdık müzisyenleri, noluyor demeyin.
Genelde bilgisayarı, laptopu falan pek kullanmayanlardanım. İşte anca yazı yazacağım zaman geliyorum bu alete. Güzel telefonum her işimi görüyor. Twitter'da canım sıkıldıkça tanıdık isimlere atılan mentionları okuyorum. Bir arkadaşımla sıkıntıdan takip ettik de, Justin Bieber'a 5 saniye içerisinde gelen tweet sayısını biliyor musunuz? 20-25 tweet arası. Hepsi ağlıyor. Nolur cevap yaz falan diye yalvaranlar var. Bana bu olay çok saçma geliyor. Şimdi aynı olayın birkaç düşük versiyonu Can Bonomo'ya olmaya başladı. Cevap verdiğinde sevinenleri falan görüyorum, çok üzülüyorum. Yazık lan. Dünyanın en saçma, en gereksiz olaylarından biri sosyal medya üzerinden bir ünlüye ulaşmaya çalışmak. Ulaşma amacı da bir konu paylaşımı, bir eleştiri değil de, nolur bana cevap yaz tarzı. Ne bileyim, yazık..
Bu aralar Instagram'a inanılmaz sardım. Facebook adresimde, Twitter adresimde yayınladığım fotoğraflar bir yana Instagram'da ağzına sıçıyorum ortalığın. Pek bir yere koymadıklarım oluyor yani. Iphone'a özel olmasının güzel bir şey olmadığını düşünenlerdenim. Keşke tüm cihazlarda olsa. Neyse, geçen yine mal gibi Justin Bieber'ın paylaştığı fotoğrafların altındaki yorumları okuyorum. Kızın teki nolur benim fotoğraflarıma bak tarzı bir şeyler yazmış. Ay yazık lan, dedim. Bari ben bakayım. Kızın profiline girmemle kan beynime sıçradı. İnanamadım. Bir insan bunu kendine nasıl yapar bilemiyorum. Bir insan kendinden nasıl böyle nefret eder. 1-2 saat aklımdan hiç gitmedi o görüntü. Bu kızı kimse sevmiyor mu ya dedim. İnanılmaz üzüldüm ama kendine bunu yaptığı için de aşırı sinirlendim. Tahminime göre kız 15-16 yaşında. Elinin üzerine "Justin Bieber" diye bir dövme yaptırmış kızımız. Hee, gerçek dövme. Yapılırken de fotoğrafları var. Aklıma gelen tüm küfürleri altına yazdım ve kapattım programı. 1-2 saat önce bana "in english plzzz :))))" yazmış. Henüz ne yapacağıma karar vermedim. Otobüsün altında kalsın, hak ediyor. Ya kızlar nasıl bu denli mal olabilir, bir erkek içini geçtim bir de tanımadığı bir erkek için. İnanamıyorum.
Geçen sene gittiğimiz festivallerde bir arkadaşımla sürekli dönen muhabbetimiz şuydu; "abi tüm efsaneler geberdi gitti, bari bi HIM'i bir de RHCP'ı canlı dinlemeden ölmeyelim. Sia da çok iyi olur yeaa". Bu sene RHCP'ın önümüzdeki eylülde Türkiye'ye geleceğini öğrendiğimde hissettiklerimi anlatmama gerek yok herhalde. Bir avukat arkadaşımın, organizatör bir arkadaşından edindiği bilgilere göre de arada LMFAO, Usher ve Eminem'de %90 ihtimalle geliyorlarmış ama daha bir yerde açıklanmış değil. Madonna da uğruyormuş haziranda. Anlıcağınız yazın İstanbul'da olanlar konsere doyacaklar. Hemen Lady Gaga'dan da bir performans bekliyorum bu yönde.
Çilek çıkmış yine mal gibi. En sevdiğim meyvedir. Orgazm duygusu bir yana, onun 1000 katı eroinin kafası başka yana, çilek yerken aldığım zevk bambaşka bir yana öyle diyim. Velhasıl kendisine sikmiş gibi alerjim vardır. Aşırı tüketimde vücudumun her yeri kabarıyor, kırmızı kırmızı noktalar oluyor ve astım krizine giriyorum. Bu nedenle çilekli herhangi bir şey bana yasaktır. Ama dün akşam.... Herkesin yaptığı gibi ben de sıkılınca gidip buzdolabının kapısını açar ve bir şey almadan geri dönerim. Hatta bazı zamanlar kapağı açarım, içeri bakmam bile. Bu artık benim bir görevim gibi. Sıkıldığım zamanlarda yapmak zorunda olduğum bir iş gibi. Ama dün akşam hakkaten gidip buzdolabının kapağını açtım ve içeriye baktım. Bir poşet. Arkalara gizlenmiş. Ağzı iyice sıkılmış. Zavallı gibi bana bakıyordu. Bir an tereddüt ettim, uğraşmayayım şimdi dedim. Eve uğrayanlardan birinin bir şeyidir diye düşündüm. Ama amına koduğumun merak duygusu çekip gitmeme izin vermedi. Evet poşetin içi çilek doluydu. Burada bir karar vermem gerekiyordu. Ya o çileklerin hepsini yiyecektim ve mutlu bir şekilde ölecektim ya da kendime hakim olup salatalık soyacak ve tuzla birlikte yiyecektim. Tabiki de kendime hakim olamadım ve poşetin yarısını yedim. Evet poşetin de yarısını yedim. Gece çok ağrılı geçti benim için..
Sonunda yarın o bayıla bayıla gittiğim okulum açılıyor. Bu dönem ders programını bizim yapmamıza izin vermediler, otomatik yaptılar. Canlarım, bizi öyle düşünüyorlar ki. Yormadılar bizi sağolsunlar. Dünyanın en güzel ders programını yapmışlar bana. O kadar mutluyum ki anlatamam. Okuluma bir kere daha aşık oldum. Özellikle yarınki ders programım inanılmaz güzel. Hergün bir an önce pazartesi olsun da SABAH 8DEN AKŞAM 6YA KADAR HİÇ ARA OLMADAN O SİKTİĞİMİN DERSLERİNE GİREYİM DİYE CAN ATICAM!!!!!! İnanamıyorum ya inanamıyorum. Böyle bir ders programımın olduğuna inanamıyorum!!! Bir ders bitiyor, diğeri başlıyor. Sıçmak istesek sıçamayız bile. Ulan 5 dakka aram yok! BARİ MAAŞA BAĞLAYIN PEZEVENKLER! İnsanız lan bu ne!! Zaten sabah 10da da iki derste aynı anda olmam gerekiyor. O ders programını hazırlayanın ellerini sikiyim! NE İSTİYORSUNUZ LAN BENDEN HER DÖNEM AYNI ŞEY! ALLAH MISINIZ LAN SİZ! CANIMI MI VEREYİM DAHA NAPAYIM BU NEDİR YA BU NEDİR!?!?!?!?
Ulan daha bir sürü şey yazacaktım, o kadar sinirliyim ki şuanda. Elim ayağım titriyor. Titremese de bi kıpraştı. Dönücem yine buraya. Bu iş böyle bitmedi! He arada yeni anket ekledim. Eyvallah..
Bu günlerde çokça zaman geçirmemden dolayıdır Cihangir'e aşık oldum. Zaten kendisini çok severdim. İnsan uzaktan bana bakınca beni Kasımpaşa'ya, Zeytinburnu'na yakıştırıyor olsa da içimde bir Cihangir aşkı vardır ve de ruhumda kimse bilemez. Şaka bir yana 2 yıldır Beyoğlu'nda yatıp kalkmamla alakalı, Cihangir'e de pek bir uğrar olmuştum. Bazı sevdiğim dostlar da orada ikamet ederler zaten. Bonomo'yu bilmeyen varsa hala ayıp eder ama kendisi sayesinde de içinden çıkamaz oldum. O eski binalarla, nezih insanlarla ve de sıcacık kafeleriyle pek bi haşır neşir olduk. Dedim ki ne yapıp edip ben buraya bir demir atayım baya bi senelik. Nasıl olur, para falan filan derken aklımıza hakkaten çok ilginç bir fikir geldi. E tabi kesinleşmeden bunu paylaşmam olmaz şimdi. Çünkü canım annem benim 1 numaralı takipcilerimden olduğundan dolayı, ondan bir engel yemek istemiyorum. Burdan da kendisine çok selam söylüyorum, arada bir yorum falan yaz anne. Beni sahipsiz sanmasınlar. Özetle, çalışmanın ç'sinin doğamda olmadığı kendim düşündüm taşındım ve çılgın gibi bir iş hayatına girmeye karar verdim. Haydi bakalım hayırlısı dostlar..
Türkçe rap ile hatta doğrudan rap ile alakam olmadığını beni tanıyan herkesler bilir. Arada bir dinlediğim birkaç yabancı isim vardır. Bu işin piyasasını, isimlerini, işlerin nasıl yürüdüğünü falan pek bilmem. Zaten bilmem de gereksiz. Bana hitap ettiğini düşünmüyorum. Gelgelelim tarzını da çok beğendiğim bir müzik türü değildir. Ama Türkiye'de bir isim var ki bunu da yazmadan geçmek istemiyorum. Server Uraz. Türkçe rap dünyasında da PİT10 ismiyle bilinir. Kendisi çok sevdiğim, tanıdığım en zeki adamlardan biridir. Yaptığı müziği "ya arkadaş adamı seviyoruz, takılıyoruz süper de bu adam napıyor" diye kendime sormam üzerine dinledim. Yaptığı işi taktir ediyor, şarkılarına bayılıyor ama hala rapi sevmiyorum. Zaten konu rapi sevmek değil. Değişik ve gerçek bir şeyler arıyorsanız en azından şarkı sözlerini okumanızı tavsiye ederim. Türkçe rap diyince genelde akla arabesk tarzı, bok gibi ses kayıtları ve varoş kesim geliyor biliyorum ama bu öyle değil. Ne diyim bi dinleyin işte. Hatta 1-2 tane de tavsiye edeceğim şarkı olsun. Son albümü "Sosyal İtici" adında bir internet albümü. Geçen İzmir'deyken kendisi de konser vermek üzere oradaydı. Değişik bir tesadüf oldu, orada çeyrek günde bi klip çekti "Düşündükçe" şarkısına. Ona da bi bakıverin. Arada yazıyorum böyle tanıdık müzisyenleri, noluyor demeyin.
Genelde bilgisayarı, laptopu falan pek kullanmayanlardanım. İşte anca yazı yazacağım zaman geliyorum bu alete. Güzel telefonum her işimi görüyor. Twitter'da canım sıkıldıkça tanıdık isimlere atılan mentionları okuyorum. Bir arkadaşımla sıkıntıdan takip ettik de, Justin Bieber'a 5 saniye içerisinde gelen tweet sayısını biliyor musunuz? 20-25 tweet arası. Hepsi ağlıyor. Nolur cevap yaz falan diye yalvaranlar var. Bana bu olay çok saçma geliyor. Şimdi aynı olayın birkaç düşük versiyonu Can Bonomo'ya olmaya başladı. Cevap verdiğinde sevinenleri falan görüyorum, çok üzülüyorum. Yazık lan. Dünyanın en saçma, en gereksiz olaylarından biri sosyal medya üzerinden bir ünlüye ulaşmaya çalışmak. Ulaşma amacı da bir konu paylaşımı, bir eleştiri değil de, nolur bana cevap yaz tarzı. Ne bileyim, yazık..
Bu aralar Instagram'a inanılmaz sardım. Facebook adresimde, Twitter adresimde yayınladığım fotoğraflar bir yana Instagram'da ağzına sıçıyorum ortalığın. Pek bir yere koymadıklarım oluyor yani. Iphone'a özel olmasının güzel bir şey olmadığını düşünenlerdenim. Keşke tüm cihazlarda olsa. Neyse, geçen yine mal gibi Justin Bieber'ın paylaştığı fotoğrafların altındaki yorumları okuyorum. Kızın teki nolur benim fotoğraflarıma bak tarzı bir şeyler yazmış. Ay yazık lan, dedim. Bari ben bakayım. Kızın profiline girmemle kan beynime sıçradı. İnanamadım. Bir insan bunu kendine nasıl yapar bilemiyorum. Bir insan kendinden nasıl böyle nefret eder. 1-2 saat aklımdan hiç gitmedi o görüntü. Bu kızı kimse sevmiyor mu ya dedim. İnanılmaz üzüldüm ama kendine bunu yaptığı için de aşırı sinirlendim. Tahminime göre kız 15-16 yaşında. Elinin üzerine "Justin Bieber" diye bir dövme yaptırmış kızımız. Hee, gerçek dövme. Yapılırken de fotoğrafları var. Aklıma gelen tüm küfürleri altına yazdım ve kapattım programı. 1-2 saat önce bana "in english plzzz :))))" yazmış. Henüz ne yapacağıma karar vermedim. Otobüsün altında kalsın, hak ediyor. Ya kızlar nasıl bu denli mal olabilir, bir erkek içini geçtim bir de tanımadığı bir erkek için. İnanamıyorum.
Geçen sene gittiğimiz festivallerde bir arkadaşımla sürekli dönen muhabbetimiz şuydu; "abi tüm efsaneler geberdi gitti, bari bi HIM'i bir de RHCP'ı canlı dinlemeden ölmeyelim. Sia da çok iyi olur yeaa". Bu sene RHCP'ın önümüzdeki eylülde Türkiye'ye geleceğini öğrendiğimde hissettiklerimi anlatmama gerek yok herhalde. Bir avukat arkadaşımın, organizatör bir arkadaşından edindiği bilgilere göre de arada LMFAO, Usher ve Eminem'de %90 ihtimalle geliyorlarmış ama daha bir yerde açıklanmış değil. Madonna da uğruyormuş haziranda. Anlıcağınız yazın İstanbul'da olanlar konsere doyacaklar. Hemen Lady Gaga'dan da bir performans bekliyorum bu yönde.
Çilek çıkmış yine mal gibi. En sevdiğim meyvedir. Orgazm duygusu bir yana, onun 1000 katı eroinin kafası başka yana, çilek yerken aldığım zevk bambaşka bir yana öyle diyim. Velhasıl kendisine sikmiş gibi alerjim vardır. Aşırı tüketimde vücudumun her yeri kabarıyor, kırmızı kırmızı noktalar oluyor ve astım krizine giriyorum. Bu nedenle çilekli herhangi bir şey bana yasaktır. Ama dün akşam.... Herkesin yaptığı gibi ben de sıkılınca gidip buzdolabının kapısını açar ve bir şey almadan geri dönerim. Hatta bazı zamanlar kapağı açarım, içeri bakmam bile. Bu artık benim bir görevim gibi. Sıkıldığım zamanlarda yapmak zorunda olduğum bir iş gibi. Ama dün akşam hakkaten gidip buzdolabının kapağını açtım ve içeriye baktım. Bir poşet. Arkalara gizlenmiş. Ağzı iyice sıkılmış. Zavallı gibi bana bakıyordu. Bir an tereddüt ettim, uğraşmayayım şimdi dedim. Eve uğrayanlardan birinin bir şeyidir diye düşündüm. Ama amına koduğumun merak duygusu çekip gitmeme izin vermedi. Evet poşetin içi çilek doluydu. Burada bir karar vermem gerekiyordu. Ya o çileklerin hepsini yiyecektim ve mutlu bir şekilde ölecektim ya da kendime hakim olup salatalık soyacak ve tuzla birlikte yiyecektim. Tabiki de kendime hakim olamadım ve poşetin yarısını yedim. Evet poşetin de yarısını yedim. Gece çok ağrılı geçti benim için..
Sonunda yarın o bayıla bayıla gittiğim okulum açılıyor. Bu dönem ders programını bizim yapmamıza izin vermediler, otomatik yaptılar. Canlarım, bizi öyle düşünüyorlar ki. Yormadılar bizi sağolsunlar. Dünyanın en güzel ders programını yapmışlar bana. O kadar mutluyum ki anlatamam. Okuluma bir kere daha aşık oldum. Özellikle yarınki ders programım inanılmaz güzel. Hergün bir an önce pazartesi olsun da SABAH 8DEN AKŞAM 6YA KADAR HİÇ ARA OLMADAN O SİKTİĞİMİN DERSLERİNE GİREYİM DİYE CAN ATICAM!!!!!! İnanamıyorum ya inanamıyorum. Böyle bir ders programımın olduğuna inanamıyorum!!! Bir ders bitiyor, diğeri başlıyor. Sıçmak istesek sıçamayız bile. Ulan 5 dakka aram yok! BARİ MAAŞA BAĞLAYIN PEZEVENKLER! İnsanız lan bu ne!! Zaten sabah 10da da iki derste aynı anda olmam gerekiyor. O ders programını hazırlayanın ellerini sikiyim! NE İSTİYORSUNUZ LAN BENDEN HER DÖNEM AYNI ŞEY! ALLAH MISINIZ LAN SİZ! CANIMI MI VEREYİM DAHA NAPAYIM BU NEDİR YA BU NEDİR!?!?!?!?
Ulan daha bir sürü şey yazacaktım, o kadar sinirliyim ki şuanda. Elim ayağım titriyor. Titremese de bi kıpraştı. Dönücem yine buraya. Bu iş böyle bitmedi! He arada yeni anket ekledim. Eyvallah..

4 yorum:
O değil de, o çorabın hastası olurum! ^^
Calzedonia. Süperler!
Alev senin ağzına sıçayım ben. Özledim be.
Bence ben de özlemişimdir.
Yorum Gönder